27 Temmuz 2021 Salı

Kendi Yazdığın Kitabı Defalarca Okumak Gibi

* Bu yazıyı 2010 yılında yazmışım. Gerçek manasıyla eski defterleri karıştırırken gördüm ve şimdi burada paylaşmak istedim.


Bitmemişsin içimde sen. Kabullendim bazı şeyleri ama adın yankılanıyor içimde. Yüzüne baktıkça o umutsuz fırtınalar darmadağın ediyor içimi. Kavuşamamanın acısını hissedip de yanında olmakla aldanan, yakın ama uzak olmayı yaşayan bir insan. Arzuladığın olmasa da beğendiğini yaşamak ve mutlu olmak? Karışıp durur her şey içimde. Mutlu muyum, değil miyim? Mutlu olmalı mıyım bu durumda? Kendimle baş başayım. Yalnızlığın bit düzeyinde bir incelemesi yine... Kendi yazdığın kitabı çok beğenip defalarca okumak gibi. Her seferinde bir mutluluk ve belki de azalan bir heyecan. Yavaşça düşen yağmur damlalarını cam kenarından izlemek istiyorum. Bazen öyle dopdolu ki içim; düşen yağmur damlalarını gözyaşlarım olarak görüyorum. Bir aldanma yolu. İstediğimin olmaması değil de yaptıklarımın anlaşılamaması daha çok üzer beni. Bir uğraşın boşa gitmesi budur aslında. Ya sevgi? Kim bildi ki kıymetini? Halbuki aradıkları buydu. Farkına varamadılar. Belki vardılar ve o yüzden geri döndüler bazıları. Anlaşılamadım belki de. Kopuk kopuk fikirler işte... Bir öyle, bir böyle düşün, dur. Onu öğren, bunu öğren, hatalardan ders al, tekrar et öğrendiklerini, tam donanımlı ol. Sonra güven kendine. Ama inandığın yoldasın yine. Bir yerde durdururlar. Gittiğin yolda yalnız kalırsın. Oradan geri dönüş zor olur. Dönemeyip kalırsın bir süre. Bazen uzar bu süre. Bazen döndüğünü sanırsın ama bir bakmışsın ki; aynı yerdesin. Yüreğinin götüreceği yol aynıdır. Çünkü her şey aynıdır. Yalnızca bir tek şey değişmiştir. Bu yolun bir yere çıkacağını umarken çıkmayacağından emin olmuşsundur. Sabaha karşı yazdıklarının ne denli mantıklı olduğunu bilemeyip sadece aklına geleni yazdığını bilirsin. Zaten her şey karmaşıktır içinde. Yazma düşüncesi bile emin olamadan yapılan bir iştir. Yine ileri doğru gitmeye çalışırsın. Umut gözükür yolda. İçinde eski hüzünler hep varken kendini mutlu etme isteği kuvvetlenir bazen. Her şey bazendir. Bazen mutlu, bazen düşüncesizce, bazen düşüncelice mutlu. Kaybetmek değildir, kısmettir aslında.

14 Ekim 2010 Perşembe

Dede

Dede; iki harfin tekrarıyla oluşan, iki heceli kısacık bir kelime. Belki de, çabuk öğrenip çok kullanabilmemiz için böyle belirledi dedelerimiz bu kelimeyi. Doğduğumuz andan itibaren bizi anne ve babamız kadar seven, bizim için her şeyin en iyisini isteyen ve en ufak derdimizin bile onlar için büyük dert olduğu büyük insanlar.

Dedelerimiz, doğduğumuz andan itibaren en iyi dostlarımızdır aslında. Her bakımdan inanılmaz bir güçtür bizim için. Bir kere, onların hayatlarında yepyeni bir umut, yepyeni bir mutluluk kaynağıyızdır biz.

Bizi inanılmaz derecede, karşılıksız severler. Biz daha neyin ne olduğunu bilmezken onlar bizim için her şeyin en iyisini planlarlar. Büyürken kafamıza takılan kimi soruları anne-babamıza soramayıp kendimize en yakın gördüğümüz dedemize sorar, en büyük gözüken sorunlarımızı onlara çözdürürüz. Dedeler aslında mükemmel bir sistemin canlı, kanlı, dipdiri bir örneğidir. Hayatın her türlü tecrübesini en zorlu koşullarda yaşamış olan bu muhteşem insanlar, her konuda tecrübelerini incelikle gösterirler. Düşünün; "Biz de bu yollardan geçtik." diyen anne-babamıza "Biz de senin geçtiğin bu yollardan geçtik." diyebilecek yüce bir makama sahip insanlar.

Kimi zaman "kuşak çatışması" takma adıyla dedelerimizle ebeveynlerimizin de tartıştığı olur. Ama çoğu zaman görürüz ki, dedelerin tecrübeleri haklı çıkar. Aynı yollardan yıllar önce geçen dedeler, nokta atışlarıyla doğru yolu gösterirler. Kimi zaman masal gibi gelse de, kimi zaman uydurma olduğunu anlasak da, binlerce kez hikayelerini dinleyip de her seferinde aynı duyguları yaşadığımız nadide insanlardır dedeler.

Anne-babanın nerde, ne zaman öğreteceğine karar veremediği kimi şeyleri nazikçe öğretip kişiliğin temeline katkıda bulunan kişidir dedeler. Yeni bir umudun vermiş olduğu gençlik enerjisiyle ve sonsuz sevgisiyle bizi el üstünde tutan, huzuru bulduğumuz kucağın sahibi değerli kişiliklerdir. Ufacık bir üzüntümüzü bile içlerine akıttıkları gözyaşlarıyla, gülümseyerek ve var gücüyle def eden dağ gibi insanlardır dedeler.

Kimselerin engelleyemediği yaramazlıklarımızı ustaca buluşlarıyla bitirip, bize kendini, dizinin dibinde ağzı açık bir şekilde dinletebilen başarılı insandır dedemiz. Her sorunun cevabını bilen, bu cevapları da her zaman aynı tatlı dille söyleyebilen sevgi dolu dostumuzdur dedemiz.

Çekip gitmek istediğimiz zamanlarda sığınacağımız en güvenli limanımız, başımızı göğsüne yaslayıp, gözyaşlarımızı dökerek anne-babamızın anlayamadığı hislerimizi paylaştığımız sırdaşımızdır dedemiz.

Bitmeyen isteklerimizi bitmeyen enerjileriyle karşılarlar. Bir damla gözyaşımız onlar için büyük bir üzüntüdür. Bizi bizden daha çok düşünüp her önemli adımımızda yol gösterirler. Öyle önemliyizdir ki; bazen anne-babamızla bizim için tartışmaktan kaçınmazlar. Söylediğim gibi müthiş bir sistemin örneği olduklarından her dede inatçıdır. Çünkü onların fikirleri o kadar sağlam temellidir ki, dünya yıkılsa fikirlerinin temelleri yıkılmaz. O fikirler koskoca bir ömrün sonuçlarıdır.

Hayata başlarken farkında olmasak da her hareketimizi takip ettiklerini, sürekli akıllarında olduklarımızı zamanla anlarız. Onlar için biz müthiş bir enerji kaynağıyızdır. Onların en önemli amaçları bizim mutlu olmamız, doğru yerlerde olmamız, faydalı olmamızdır.

Hayattalarken onlardan öğrendiklerimin bir kısmı da bunlardı. Birbirimiz için ifade ettiklerimizin bunlar olduğunun farkına vardım.

Benim hayatımda çok büyük ve farklı bir yeri vardı dedelerimin. Bahsettiklerim hep yaşadıklarımın özetidir aslında. Anlatmakla bitmez bahsedebileceklerim. Türlü türlü dertlerim varken onların o sıcak bakışları, yumuşak elleri ve güven dolu sesleri en büyük destekmiş. Onca sıkıntıya rağmen bana her zaman içten gülümsemeyi öğreten kişiler onlarmış aslında. Şimdi hala sesleri kulaklarımda çınlıyor, gözleri üzerimde ikisinin de. İnanamıyorum yaşamadıklarına. Bir yerlerde karşılaşacağım sanki. Sesleniyorlar bazen, fikirlerini söylüyorlar, dinliyorum onları. Bana öğrettikleriyle yaşıyorum. Biliyorum ki, duaları beni koruyor hala.

Gözlerim dolup taşıyor, anılar gözümde canlanıyor, öyle uykuya dalıyorum. Rüyamda onlarla görüşüyorum. Uyandığımda ise hayal kırıklığı... Çok ama çok özlüyorum...

13 Temmuz 2010 Salı

Tesadüf var mıdır?

Ara ara durup bakarız öyle hayata. O su gibi akıp gittiğini söylediğimiz zaman durmaz ama. O arada, biraz fark atmış olur bize. Biz "Aman bir şeyi kaçırmayalım, yanlış yapmayalım!" derken bir şeyler yanımızdan geçer gider. Zaman öyle yıpratır ki insanı; biz de o çok istediğimiz şeylerden geçer gideriz bazen. Üstüne basıp geçtiklerimiz de olur istemesek de. Bir şey kaçırmayalım diye düşünmekten başka, kaçırdığımızı düşündüğümüz şeyleri de düşünürken duraksarız bazen. Yakalanan şey zaman mıdır? Biz mi zamanı çekip istediğimiz olayların üstüne koyarız yoksa zaman o olaylarla olacaktır da biz mi olaylara tanık oluruz?

Evden çıktıktan sonra cüzdanımı, kartımı ya da başka bir şeyi unuttuğumu fark edip geri döndüğüm çok oldu. O arada bir otobüs ya da metroyu kaçırmış oldum büyük ihtimalle. Baktım ki; bindiğim otobüste çok sevdiğim bir arkadaşım... Yine otobüsü kaçırıp bir sonrakine bindiğim bir gün, indikten sonra yol soran, şehir dışından gelmiş bir amca... Bir yol tarifi için elime zorla tutuşturduğu bir kitap, ayaküstü konuşulan memleket-hayat meseleleri... Geç kaldım diye koştururken patronun da geç kalması, haberleşsek bile ayarlayamayacağımız mükemmel bir zamanlamayla karşılaşmamız, şirkete birlikte arabayla gitmemiz... İki dakikada bir geçen metrobüste iş arkadaşımla karşılaşmak... Her zaman geçtiğim yol yerine farklı bir yoldan geçtiğimde bir yakınımla karşılaşmam ve önemli şeyleri paylaşmamız...

"Tesadüf var mıdır?" diye sordum yıllarca. Tesadüf kavramını anlayamadım belki tam olarak. Olayların aynı zamana denk gelmesi şans olabilir belki ama ben bu tip şeylere dikkat ettikçe, çok küçük ayrıntıların etkisiyle, olayların aynı zamana denk geldiğini ve bazen de içimden istediğim bir şeyin olmasına yardımcı bir olayın gerçekleştiğini gördüm. Bence olaylar çok ince bir şekilde işleniyor hayatta. Olayları inceleyip görmeye çalışanlar bunu görecektir bence. Yürekten istediklerimizin, biz umutla hareket ettikçe çok ufak bir şeyin etkisiyle bile gerçekleşebildiğini görebiliriz; hem de hiç beklemediğimiz bir zamanda...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Linux'ta HLA Derleyicisini Kurmak

Türkçe anlatımına az rastlanan bir konu hakkında daha önceden yazmış olduğum bir yazıyı burda paylaşmak istedim. Bu aralar yine soran arkadaşlarım oldu. Burdan soran, sormayan herkes ulaşabilsin.


Öncelikle

http://webster.cs.ucr.edu/AsmTools/HLA/HLAv1.99/hla.tar.gz

adresinden Linux için olan hla derleyicisi dosyalarını indiriyoruz. Ben bu sıkıştırılmış dosyayı Windows ortamında WinRAR ile klasöre çıkartıp klasörü Linux ortamına taşıdım. Ama eğer Linux ortamında çıkaracaksanız dosyayı indirdiğimiz sitede yazdığı gibi önce Uçbirim'de başka bir deyişle komut satırında, dosyanın bulunduğu klasöre girerek

gzip -d linux.tar.gz

komutunu uygulayın. Anladığım kadarıyla tar uzantılı bir dosya oluşuyormuş ve bundan da dosyaları çıkartmak için

tar xvf linux.tar

diye bir şey yazıyormuşuz. Ama size tavsiyem sıkıştırlmış dosyayı açtıktan sonra Linux'a taşımak.

Bu sıkıştırılmış dosyadan hla isminde bir klasör çıkıyor. Bu klasörün içinde de usr klasörü var. Yine usr klasörünün altında da hla klasörü var. Bize lazım olan usr'nin içindeki hla klasörü ve içindekiler. Bu klasörü gerekli yere taşıyacağız.

Uçbirim'de

sudo su

komutunu uyguluyoruz. Bize parola soracak. Linux'u açarken kullandığımız parolamızı giriyoruz. Parolanızı yazarken kursör hareket etmiyor. Bu yüzden yazmadığını zannetmeyin. Promptta en sonda # karakteri belirdiyse yönetici moduna geçmişiz demektir. Öncelikle bunu yapmamız lazım. Çünkü sistem klasörlerinden olan usr içine klasör taşıma yetkisine sahip olmamız lazım.

hla klasörünün Linux ortamında Masaüstü'nde var olduğunu varsayarak taşıma işlemi için gerekli işlemleri yazacağım.

Masaüstünde bulunan hla klasörünün içindeki usr klasörünün içinde bulunan hla klasörünü, kök klasördeki usr klasörüne taşıyacağız. Bunun için aşağıdaki komutu uyguluyoruz:

mv /home/user/Desktop/hla/usr/hla /usr/

Yukarıdaki satırda user kelimesi yerine Linux'ta oturum açarken kullandığınız kullanıcı adını yazacaksınız. Desktop yerine kullandığınız Linux türüne ve seçili olan diline bağlı olarak Masaüstü yazmanız gerekebilir.

Bu işlemden sonra usr klasörüne taşıdığımız hla klasöründe bulunan hla ve hlaparse isimli dosyaları, usr klasörünün içindeki bin klasörüne kopyalayacağız. Bu işlem için

cp /usr/hla/hla /usr/bin/

ve daha sonra

cp /usr/hla/hlaparse /usr/bin/

komutlarını uyguluyoruz.


Bundan sonra Linux'a hla derleyicisinin kullanacağı yolları belirtmemiz gerekiyor. Bunun için aşağıdaki altı satırı tamamen kopyalayıp komut satırına yapıştırıp, enter tuşuna basıyoruz.

hlalib=/usr/hla/hlalib/hlalib.a
export hlalib
hlainc=/usr/hla/include
export hlainc
hlatemp=/tmp
export hlatemp

Bundan sonra basit bir hla programını bir metin dosyasında yazıp, hla uzantılı olarak Masaüstü'ne kaydedin. İsminin deneme.hla olduğunu varsayarsak bu dosyayı derlemek için komut satırında


hla /home/user/Desktop/deneme.hla

yazıyoruz.

Eğer hata kodu vermezse Masaüstünde deneme.o, deneme.asm dosyaları ve deneme adında çalıştırılabilir bir dosya oluşacaktır.

Eğer

ld: section '.text' type changed to PROGBITS

gibi bir uyarı alırsanız dikkate almanıza gerek yoktur.

Not: Aşağıda yazdığım altı satır kodu Uçbirim'i her kapatıp açtığınızda komut satırına yazıp enter tuşuna basmanız gerekir.

hlalib=/usr/hla/hlalib/hlalib.a
export hlalib
hlainc=/usr/hla/include
export hlainc
hlatemp=/tmp
export hlatemp

31 Ekim 2009 Cumartesi

Kaldığımız Yerden Devam

Uzun süredir yazmıyorum. Son yazdığımdan beri çok önemli gelişmeler olmuş bilişim dünyasında.

Bilişim teknolojilerinin gücü bu zaman içerisinde oldukça artmış. En basitinden, şu an benim de ücretsiz olarak kullanmış olduğum blog sisteminin kullanıcıları büyük bir hızla artmış. Kullanıcı sayısıyla birlikte yazdığı blogdan para kazananların sayısı da gitgide artıyor. Türkiye'de de blog tutanların sayıları hiç azımsanmayacak kadar yüksek. Bilişimle çok temel düzeyde bilgili olan arkadaşlarım bile "Bu işte para var" diye düşünerek blog dünyasına adım attılar. Bu açıdan bakarak blog tutanlar çok olsa da günümüzde aradığımız önemli bilgilere bloglarla ulaşmamız mümkün.

Bunun dışında İnternet dünyasında farklı platformların çok hızlı bir şekilde tanınması ve farklı dillerde hizmet vermesi bu platformların inanılmaz maddi değerler kazanmasını sağladı.

Bu platformların birçoğunu kullanan biri olarak son yazdığım tarihten bu yana benim için bilişim dünyasındaki en önemli ve en güzel gelişme www.bilisimdergi.com'un doğuşu. Editörlük göreviyle içinde yer aldığım bu oluşum gerçekten beklenmeyen bir hızda tanındı ve değer kazandı. İnternette bilişimle ilgili düzenli yayın yapan benzerleri arasında istatistiksel olarak çok çabuk üst sıralara tırmandı. Yoluna emin adımlarla devam ediyor. Gözattıktan sonra her ayın 1'inde tekrar ziyaret etmek alışkanılıklarınız arasına girecek. Bilişimi zevkle ve lezzetle farklı tecrübelerin kalemiyle takip etmek için BilişimDergi'de buluşalım. Görüşmek üzere.

1 Temmuz 2008 Salı

Zaman Kavramı

Bugün eski dostlarımdan biriyle görüştüm. Her görüşmemizde olduğu gibi her şeyden konuştuk yine. Dünyada neler olup bitiyor hepsinden bahsettik nerdeyse. Bilimsel çalışmalardan bahsederken güncel Fizik deneyleri, çalışmaları hakkında konuşmaya başladık. Yakın zamanda yapılacak olan bir deney, atom yapısında teorik olarak varlığı kabul edilen X bozonunun somut olarak varlığını kanıtlamaya yarayabilirmiş. Ben de bu deneyin zamanda kırılmaya yol açabileceğini söyledim. Aynı deneyden bahsediyorsak bu doğru ve büyük ihtimalle aynı deneyden bahsediyorduk.

Zaman konusu açılmışken zamanda yolculuk, zamanı yavaşlatma, hızlandırma gibi şeyleri de konuştuk. Albert Einstein'ın da zaman üzerine önemli açıklamalar yaptığını ve bu açıklamalardan da yola çıkarak zamana müdahalenin mümkün olabileceğini düşündük. Einstein'a göre zaman 4. boyut. Hareket oldukça madde üzerinde değişiklikler oluyor ve bu da zaman dediğimiz 4. boyut oluyor. Dostumun söylediğine göre zaman hakkında şöyle bir düşünceye sahip olabiliriz; insan ya da herhangi bir madde elementlerden oluştuğuna göre, maddeyi oluşturan atomların hızı zamanın hızını belirliyor. Yani aslında değişiklikler oldukça biz zaman geçti diyoruz. Aslında akıp giden bir varlık yok. Eğer bizim moleküllerimiz çok hızlı bir şekilde değişime uğrarsa zaman da çok hızlı geçmiş olacak. Eğer biz, hiç değişime uğramadan var olabileceksek bizim için hiç zaman geçmemiş olacak. Şu anda aklıma gelen bir şey de herhalde bu yazdıklarımızı biraz daha destekler, şöyle ki; yaşından çok daha yaşlı gösterip hastalık sebebiyle çok çabuk yaşlanan insnlar var. Bu da onların hızlı değişime uğradığını gösteriyor. Dolayısıyla da o insan için 10 yıl sanki 20 yıl gibi olabiliyor. Yani aslında zamanı farklı algılayan maddeler ya da canlılar var zaten. Tabii anormal derecede olunca farkediliyor bu.

Bugün sonunda vardığım kanı şu oldu: Zaman yok, değişim var. Bu değişimlerin hızı da zaman diye düşündüğümüz şeyin hızını etkiliyor. Şimdilik böyle düşünüyorum. Fizikle ilgili araştırmalarımı ve düşüncelerimi aktarmaya devam edeceğim.